• Ertan Balaban

Türkiye’de Dövüş Sporları

Fight World Turkey - 14052020

Dövüş sporları deyince akla merdiven altı salonlar, başka iş imkanı bulamadığı için bu spora yönelen gençler, vahşet veya bu da spor mu? gibi sözler geliyor akla…

Peki ya dövüşçünün aklına gelen ne mi?

Tahminimce; kız isterken kendimizi ne diye ve nasıl tanıtacağız düşüncesi.

Çünkü ne yazık ki bu ülkede bu sporlara yer yok.

Bugün belki de kendini kötülüklerden uzak tutmayı becerebilen birçok genç, dövüş sporları sayesinde bunu yapabiliyor. Sporun kötü bir şey olduğunu düşünmüyorsanız, o zaman dövüş sporlarının da kötü bir spor olduğunu düşünmemelisiniz.

.

Bu işin tarihi çok eskiye uzanıyor; Antik Çağlardan kalan, karşı karşıya mücadele resimlerine bakarsak, milattan önceye kadar dayanıyor. Demek ki bunlar içgüdüsel ve insan hayatında önemli bir yer kaplayan binlerce yıllık kavramlar.

.

Dövüş sporları ile ilgilenen biri olarak, dünya çapında birçok önemli okulu ve ünlü dövüşçüyü tanıma fırsatım oldu, farklı ülkelerde müsabaka yapma şansı buldum. TRT Belgesel’de yeni projem olan ‘Bir Dövüşcünün Dünya Maceraları’ sayesinde dünyayı gezmeye, daha fazla insan tanımaya ve bu sporlarla ilgili daha fazla tecrübe edinmeye devam ediyorum. Son 20 senemi bu sporları öğretmek ve tanıtmak ile geçirdim ve geçirmeye de devam ediyorum.

.

Bu yazıyı kendimden bahsetmek için yazmıyorum. Nereden ve nasıl geldiğimi bildirmek için kendimden bahsederek başladım. Türkiye bu konuda nerede diyecek olursanız, maalesef çok ama çok gerideyiz. Bu yazımın asıl amacı; yetenekli, istekli, emekçi, bu işe gönlünü vermiş, başarıya aç ve hak eden birçok genç kardeşim için farkındalık yaratmaktır.

.

Türkiye’de bu sporlara olan ilgi ve oluşan algı bu kadar kötüyken Dünyada ise bir o kadar gelişti ve her geçen gün gelişmeye devam ediyor. Bu sporlar ile ilgilenen tüm sporcular el üstünde tutuldu. Futbolcular ve Basketbolcular gibi kazanmaya ve isimlerini duyurmaya başladılar. En önemlisi ise saygı gördüler çünkü yaptıkları işin zorluğu sayesinde insanların takdirini kazandılar.

Tabii oradaki en büyük farkı soracaksınız. Size söyleyeyim… Yalancı antrenörler, yalancı turnuvalar ve yalancı şampiyonlar yoktu. 2 adet fotoğraf ve nüfus cüzdanı ile siyah kuşak alamıyordun. Bu tür sporlarla hiç ilgisi olmayan federasyon başkanları, başka salonlarda antrenman yapacağını öğrendikleri zaman seni kovan hocaların, seni kasten sakatlayan antrenman partnerlerin, emek vermeden maça çıkan sahte sporcular da yoktu. Er meydanı vardı. Sponsorlar, medyanın ilgisi, takımlar, insanların desteği ve tabii sporun gelişimini sağlayan bilgi yüklü hocalar vardı.

.

Bizim neyimiz eksik?

Biz, rahmetli Naim Süleymanoğlu’nu izlerken duygulanan, Hamza Yerlikaya maça çıktığı zaman yenilmeyeceğine emin olan, rahmetli Sinan Şamil Şam yumruk atarken onunla beraber salonun ortasında dövüşen bir nesildik. Saat farkından dolayı gece geç saatte Muhammed Ali maçlarını izlemek için uyanırdık.

.

Günümüzde, sosyal medyanın etkisi çok fazla. Gündemin gerisinde kalmamak adına ilgi alanımız olmayan, bizi geliştirmeyen ama sırf topluma uyum sağlamak adına birçok haber, kişi ve hesap takip ediyoruz. Bizi ileriye götürmeyen ve geliştirmeyen bu haberleri takip etmek yerine, milyonların önünde Türk bayrağını dalgalandıran, bizi gururlandıran birçok sporcumuzu tanımak ve başarılarına dahil olmak daha iyi olmaz mı? Size söyleyeyim, gereken özeni göstermeyerek çok ayıp ediyoruz onlara. Sadece spor sayfalarının köşesinde karınca kadar haberler onları motive edemez. Sadece dövüş sporları için söylemiyorum, bizi farklı branşlarda temsil eden gençlerimize daha çok önem vermeliyiz.

.

Ama merak etmeyin geç kalmış değiliz. Yeni nesil geliyor, hem de gümbür gümbür geliyor. Yetenekli, azimli ve kendinden emin. Biz çözüme nereden başlayacağız ve onlara nasıl destek olacağız bunları düşünmeliyiz. Öncelikle kendimizden başlayacağız, imkanımız varsa maddi yardımcı olacağız. Yapamıyorsak onları takip ederek ve motive ederek manevi destek vereceğiz.

.

Devletin, olimpiyat ile ilgilenen sporculara son 10 senedir müthiş destek olduklarını görüyorum. Olimpik olmayan branşlarda da Türk bayrağını en yukarıda dalgalandıralım ki, Türkiye bu sporlarda hak ettiği yerlere gelsin ve sporcularımız bizi farklı arenalarda gururlandırsın. Eminim, ülkemizde dünyaya kök söktürecek şampiyon adayları var. Kendi olanaklarımızı en az yurt dışında ki olanaklar kadar geliştirebilirsek başkaları onların değerini anlamadan, biz ülkece onlara sahip çıkıp, gereken değeri vermiş oluruz.








27 görüntüleme